ERZİNCAN

COĞRAFİ KONUM VE ÖZELLİKLERİ

         Erzincan il merkezi 39° 45' 12"  kuzey paralelleri ile 30° 20' 28" doğu meridyenlerinin kesiştiği noktada yer almaktadır. 11.903 km² olup, deniz seviyesinden yüksekliği ise 1185 m. Dir.

         Doğu Anadolu Bölgesinde, bölgenin Yukarı fırat Bölümünde yer alan Erzincan’ı, doğuda Erzurum, batuda Sivas, güneyinde Tunceli, güneydoğusunda Bingöl, güney batısında Elazığ-Malatya, kuzeyde Gümüşhane-Bayburt ve kuzeybatıda Giresun ili çevreler.

         İl’in ilçeleri: Çayırlı, İliç, Kemah, Kemaliye, Otlukbeli, Refahiye, Tercan ve Üzümlü’dür.

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ 

         Erzincan İl’i genellikle dağlar ve platolarla kaplıdır. Dağlar çeşitli yönlerde, belli  bir sıra  içerisinde uzanır. Güneybatıdan Munzur, kuzeybatıdan Refahiye dağları il alanına girer. Doğudan  Erzurum’dan gelerek gelerek, batıya doğru uzanan Karasu ve Kop Dağları, İl alanını derinlemesine, aralarında geniş düzlükler  bırakacak şekilde böler.

         Dağ sıraları arasındaki çukurlarda yer alan ovalar ve düzlükler boğazlarla  birbirine bağlanmış durumdadır. Ovalar ve dağ sıraları arasına akarsular yarılmış, dalgalı platolar  yerleşmiştir.

         Dağlar;  İl topraklarının yaklaşık %60’ını kaplar. Keşiş Dağları, İl’in en yüksek noktasını (3537 m.) oluşturmaktadır. İl’deki diğer önemli zirveler şunlardır. Köhnem Dağı 3045 m., Sipikör Dağı 2666 m., Mayram Dağı 2669 m., Kop Dağı 2963 m.,  Mülpet Dağı 3065 m., Munzur Dağları 3449 m., Kazankaya Dağı 2531 m.,  Ergan Dağı 2531 m., Dumanlı Dağları 2618 m., Coşan Dağı 3976 m. dir.  

OVALAR

         Erzincan ilinde ovalar, doğu-batı ve kuzey-güney doğrultusunda uzanan dağ sıraları arasındaki çöküntü alanlarında yer alır. Ovalar birbirine, boğazlarla bağlanmıştır.

         Doğu Anadolu'nun, Yukarı Fırat Bölümünde yer alan Erzincan Ovası, doğu-batı yönünde uzanır. Denizden yüksekliği 1218 m. olan ovanın uzunluğu 40 km., toplam alanı ise 500 km²'dir.

         Kuzeyinde, doğu-batı yönünde uzunan bir fay hattı vardır. Igdır Ovası, dışta bırakılacak olursa, Karasu-Aras Vadisinin en alçak ovasıdır.
          Kalın bir alivyon tabakasıyla kaplı olan ovada, hem sulu, hem de kuru tarım yapılabilmektedir.
          Karasu vadisinin iki yanında Sansa Boğazına dek olann alandaki çok sayıdaki düzlükler, Tercan Ovalarını oluşturur. En genişi 180 Km²'lik alanlı, Pekeriç, Ovasıdır.  Denizden yüksekliği 1450-1500 m. olan bu ova, kalın bir alüvyon tabakasıyla örtülmüştür.  

 

YAYLALAR

         İl toplam alanının, yirmide birini yaylalar kaplamaktadır. güneyde Munzur Dağlarının uzantıları üzerinde, özellikle Koşan Dağı yöresindeki yaylalar, seyrek ve kısa otlarla kaplıdır. Yer yer meşeliklere de rastlanmaktadır. Daha doğuda Erzurum-Erzincan-Bingöl sınırında bulunan Cemal Dağlarının, Erzincan da kalan uzantıları üzerinde, verimli yaylalar bulunmaktadır. Sulak olan bu yaylalar, yüksek otlarla kaplıdır.

         Tercan'ın doğusunda, Tuzla Suyunun kuzeyi boyunca Dumanlı Dağı üzerindeki, Abıhayat ve Uzunçayır yaylalarının bir bölümü Erzincan sınırı içinde kalmaktadır. Bu yaylalarda ot ve çayır verimi yüksektir. Erzincan il merkezini batıdan çeviren Karadağ üzerinde ise Takkuran ve Tahsullu yaylaları bulunmuktadır.

AKARSU VE GÖLLER

         İl'in en büyük ve en önemli akarsuyu, karasu ırmağıdır. Karusu ırmağı, fırat'ın en önemli iki kolundan biridir. Tercan Ovalarında ırmağa kuzeybatıdan Keşiş Dağlarından çıkan Çayırlık Dere katılır. Ayrıca güneydoğudan, Tuzla suyu katılır.

         Erzincan Ovasında Karasu Irmağı, iki yandan Mercan, Kom, Cimin, Pahnik ve Sürperen suları ile Çardaklı deresini alır. Irmak, Erzincan Ovasından sonra, Bağıştaş'a kadar, derin bir yatak içerisinde akar. Karasu, Kemaliye ilçesinde Kadıgölü suyu ile Miran suyunu aldıktan sonra, ilçenin güneydoğusunda Başpınar yakınlarında Elazığ il Sınırına girer.  

         Erzincan il sınırları içinde önemli sayılabilecek göl yoktur. Çayırlı ilçesinde Yedigöller ve Aygır gölü,  Otlukbeli ilçesi gölü, Kemaliye'de Kadıgölü gibi küçük göller vardır.  

TERCAN BARAJ GÖLÜ

         İlimizin Tercan ilçesinde, Tuzla çayı üzerinde kurulmuştur. Kurulu gücü  15 megevat,      3 tane tünelden ibarettir. Yıllık üretim kapasitesi 48,5 milyan kilovat saattir. Göl aktif hacmi 151 milyon metreküptür. Barajdan elektrik üretimi ve sulama yönünden faydalanılmaktadır ve 10314 hektar alan sulanmaktadır.

GÖLETLER

         Refahiye ilçemizde bulunan Kalkancı ve Akarsu Göletinden arazi sulama yönünde faydalanılmaktadır.

BİTKİ ÖRTÜSÜ

         Karasal iklim özelliğini taşıyan Erzincan İli doğal bitki örtüsü yönünden zengin değildir. Erzincan'da ve Tercan çevresinde genel bitki örtüsü step olup, bu da yaz mevsiminde büyük ölçüde kurumaktadır Ancak, yüksek dağların sağlamış olduğu yağış fazlalığı, bu dağlarda çalılık ve meşeliklere yetişme imkanı vermiştir.

         Erzincan batısında yer alan ve özellikle Refahiye'den başlayıp Kemah, Kemaliye çevresine kadar giderek zayıflayan ve seyrekleşen çam korulukları meşelikler ve çalılıkları geniş, ölçüde rastlanır. Ağaçlar, akarsu boylarında yetişmekte, ovalarda ve yerleşme çevrelerinde ise sulamak şartıyla oldukça fazla miktarda meyve ağaçları yetiştirilmektedir.

         Ormanlar, İl merkezinin güneydoğusunda, Sansa Boğazına dek olan Karasu Vadisi boylarında, Refahiye ilçesinin güneyinde ve Kutlutepe eteklerinde bulunmaktadır.

İKLİM

         İlimiz genel olarak, karasal iklim özelliğine sahiptir. Doğu Anadolu Bölgesinde yer alan, Elazığ ve Malatya dışındaki diğer tüm illerden, daha ılıman bir iklimi vardır.

         Sıcaklık şartları itibariyle, yıllık sıcaklık ortalaması 10.6, en soğuk ay alan Ocak ayı ortalamasının -3.7, en sıcak ay olan Ağustos ayı ortalamasının da 23.9 olduğu görülmektedir.

         Yaz günü itibariyle, ortalama olarak 115 gün (Nisan ile Ekim arası) yaşanmakta olup, ilimiz çevre illere göre daha uzun ve sıcak yaz mevsimi yaşamaktadır.

         Kış mevsiminde ise, doğudan gelen Sibirya menşeyli hava kütlelerinin tesirinde kaldığı za­manlarda, oldukça sert kış günleri yaşanmaktadır. Ortalama yaşanan kış günü sayısı 30 gün­dür.

         Don olayları, genel olarak Kasım ayında başlayıp, Nisan ortalarına kadar sürmektedir. ilimizde ortalama kar yağışlı gün sayısı ise 42 gündür. Kar yağışları da, Kasım ayı sonlarında başlayıp, Nisan ayına kadar sürmektedir.

         Yağış, itibariyle, 366.6 mm. (Kg/m²)lik yağış, ortalamasına sahip olan ilimizde, yağış, en fazla 630 mm. ile en az 210 mm arasında değişiklik göstermektedir. En yağışlı mevsim ilkbahar olup, alınan yağışın %41'i bu mevsimde, %22'si Sonbahar ve %15'i de yaz mevsiminde kaydedilmektedir. Kış yağışı oranı ise %22'dir.

         Haziran ayının ikinci yarısı ile Temmuz, Ağustos ve Eylül ayının büyük bir kısmı oldukça kurak geçmektedir.

         Genel olarak en fazla yağış Nisan ayında, en az yağış da Ağustos ayında kaydedilmektedir.

         İlimizin yıllık nem ortalaması ise %59'dur.

 

EKONOMİSİ

TARIM

İl Ekonomisine hakim sektör tarımdır. ilimizde, ülke genelinde olduğu gibi faal nüfusun önemli bir kısmı (% 65) tarım sektöründe istihdam edilmektedir. İlin ülke çapında tarımsal üretimdeki payı yaklaşık 1/100 gibidir.

         Tarımdan elde edilen gelir, İl gelirinin yaklaşık % 50'si kadardır. Bu gelirin % 65’i bitkisel,  %35'i hayvansal ürünlerden sağlanmaktadır.

         Erzincan ovasının su kaynakları açısından zengin olması, sulu tarım imkanı vermektedir. İl de toplam tarım arazisi 238.180 ha.alup, bunun 86.350 ha.sulu tarım, 151.830 ha. da susuz tarım alanıdır. Nadasa bırakılan alan 78.560 ha.dir.

         Erzincan ikliminin, Duğu Anadolu ve Karadeniz bölgeleri arasında, kendine özgü nitelikleri vardır. Bu yönden il, çevre illerin meyve ve sebze bahçesi gibidir. İl'de bitkisel üretim tarla bitkileri ve bahçe bitkileri olarak iki grupta ele alınmıştır.

         Tarla Bitkileri:  Hububat (buğday,arpa,çavdar), yemeklik baklagiller (kuru fasulye, nohut), endüstri bitkileri (şeker pancarı ve patates) ve yem bitkileri (yonca,fiğ,korunga) dır.

         Bahçe bitkileri ise, sebzecilik (domates, soğan, taze fasulye, biber, lahana, kabak, kavun, patlıcan, havuç, ispanak) ve Meyvecilik ile bağcılık (elma, armut, ayva, zerdali, kayısı, erik, vişne şeftali, ceviz, dut, üzüm) dır. Bağ-bahçe tarımı içerisinde, ağaç varlığı bakımından en geniş yeri, kayısı işgal etmektedir.

HAYVANCILIK

Erzincan tarımında, hayvancılık ikincil uğraştır. il alanının yaklaşık %34'lük bir bölümü çayır  ve meralardan oluşur. İlimizde hayvancılık, genel hatları itibarıyla yüzyıllardan beri süre gelen daha çok ıslah edilmemiş primitif yerli ırklarla yürütülen ve meraya ve kaba yeme dayalı bir yapıya sahiptir.

         Hayvancılık daha çok koyun ve keçi gibi küçük baş hayvan yetiştiriciliğine dayanır. Hakim koyun ırkı akkaraman, keçi ırkı ise kıl keçisidir. Elverişli alanlarda büyük baş hayvan yetiştiriciliği yapılmaktadır. Hayvancılığın yaygın olduğu başlıca ilçeler, Merkez, Tercan, Çayırlı Refahiye’dir.

         Son  yıllarda besicilik ve süt hayvancılığı oldukça gelişmiştir. Mera ve otlaklar yeteri kadar verimli olmadığından, ahır hayvancılığı hakim durumdadır.

         Merkez ilçede, salyangoz fabrikası ile dış ülkelere at ve eşek eti gönderen at-eşek kesimevi vardır.

         Tavukçuluk:

         İlimizde tavukçuluk, özel tavukçuluk işletmesi şeklinde yapılmaktadır. İl de, her birinin kapasitesi 4.000 civarında bulunun 100 kadar broyler işletmesi ile yine kapasitesi 50.000 olan daha eski ve entegre olmuş bir broyler işletmesi bulunmakta, bunların dışında 2 adet de yumurtacı işletme faaliyet sürdürmektedir. Bunların dışında çok yönlü aile işletmeleri içerisinde başta ailenin ihtiyacının karşılamak üzere yaygın olarak tavukçuluk yapılmaktadır.

         Arıcılık:  
         Arıcılık, bir tarım işletmesi içerisinde, çeşitli üretim kolları ile uyum halinde sürdürülebildiği gibi işletmeden ayrı olarak toprağa bağlı kalınmaksızın çayır, mera ve yaylalarda da yapılabilmektedir. Meyvecilik  endüstri bitkileri, yem bitkileri üretimi gibi tarım kolları, arıcılık ile birlikte ve karşılıklı yarar sağlayarak yürütülebilmektedir.

         Etkili yerlerin ve bağ bahçe alanlarının dışında geniş otlaklar ve yaylalar ile ormanlar, bitmeyen bal kaynaklarıdır. Deniz seviyesinde ormanlara ve yüksek yaylalara kadar her yerde arıcılık yapılabilir.

ERZİNCAN LEBLEBİSİ

         Erzincan ve çevresi arıcılık için ideal bir ortam sağlamakta ve buna bağlı olarak da yıllardan beri arı ve bal üretilmektedir. Ülkemizde üretilen balın yaklaşık %2'si Erzincan'da üretilmektedir.

Erzincan adı ile birlikte anılan Erzincan Leblebisi, ilimizin önemli ekonomik ürünlerini oluşturmaktadır. Kendine özgü tadı ile ünlenen Erzincan Leblebisinin yapımı için, nohutlar sulama kaza­nında sulanır. Büyük tavlama kazanında tavlandıktan sonra bir süre bekletilir. Bu bekleme süresi 20 ile 30 gün arasında olmaktadır. Beklemeden sonra, tavlama kazanında tavlanan nohut un malafak tavasında leblebi haline gelmesi sağlanır. Daha sonra kavurma makinasında 140° ısıda 5 dakika kavrulan nohut leblebi halini almış olur.

ERZİNCAN TULUM PEYNİRİ

Erzincan ekonomisinde önemli yeri oluşturan tulum peyniri, ülkemizce de  tanınmış ve ilimizde olduğu gibi aranılan, tercih edilen ürünler grubunda yerini almıştır.

         Kendisine has tadı olan tulum peynirimizin yapımı: Süt ince  tülbentten yapılan süzekten süzülerek, kaynama derecesine gelinceye kadar ateşte ısıtılır.Isıtılan süte, peynir mayası katılır ve peynir kazanı kalın bir örtüyle sarılarak, mayalanmaya bırakılır.

         Mayalanan süt, süzeklere alınarak yüksek bir yerden asılır ve suyun peynirden ayrılması sağlanır. Suyu süzülen peynir büyükçe iki taşın arasına konularak, kurumaya bırakılır. 2-3 gün  sonra, kelle haline gelen peynirler tuzlanarak yoğrulur. Püre halini alan peynir  içi temizlenmiş halde deri veya bidona kuvvetlice basılır.

         Deri kalın bir iğne ile delinerek peynirin kalan suyu da akıtılır ve kurumaya bırakılır.

ORMAN KAYNAKLARI

         Erzincan ilinde orman kaynakları 106.534 ha.dır. Orman alanlarının %30 koru % 70’i baltalık durumundadır. Koru ormanlarının ağaç türü sarıçam, baltalık ormanlarının ağaç türü ise meşedir. Bundan başka çok az miktarda ardıç ve kavak gibi ağaç türleri ve böğürtlen, yemişken, geven, üvez, yabani gül, yabani erik, yabani ahlat, yabani alıç gibi ağaççıklara da rastlanmaktadır.

         İl ormanları 1200 ila 2300 m. arasındaki rakamlarda bulunmakta olup, il yüzölçümünün %9.5 ‘ini kaplamaktadır.

        

         Erzincan İli Orman Alanlarının İlçelere Göre Dağılımı

İlçesi

Toplam Alan/ha

Ormanlık Alan

%

Merkez   Üzümlü              Çayırlı         Tercan          Kemah       Refahiye       Kemaliye         İliç      
Otlukbeli

151173.50
41337.00
 90902.50
158325.50
195335.50
206256.50
109294.00
153904.00
69080.00

3104.00
3073.00
1410.50
12577.50
2886.00
366658.00
20227.00
23195.50
3403.00

2.9
2.8
1.3
11.8
2.9
34.5
19.0
21.7
3.1

 

1175608.50

106534.50

100

 

FOLKLORİK DEĞERLER

                GİYİM - KUŞAM

                Toplumsal değişmeye paralel olarak yerel giysilerin yerini, çağdaş giysiler almıştır. Kadın giyiminde yerel özelliklere kentlerde de rastlanır. Yerel giysilerle, çağdaş giysilerin birlikte kullanımı bir giyim-kuşam özelliği olarak belirmektedir.

                Entari:  Biraz bolca olan, düz elbisedir. Kollar uzun ve yaka düzdür. Günlük olarak giyi­len bu entari, belbağı denilen bir bağla bağlanır.

                Üçetek: Vücuda iyice oturan, hakim yakalı bir giysidir. Ön boydan, yanlar ise bel kısmında açık olduğu için meydana gelen bu üç parçadan ismini almıştır. tahtalı, kutnu ve kadife kumaşlardan yapılır. Üzerinde krma gümüş kemer takılır.

                Şalvar: Pantolonvari şalvardır. Ağ kısmı paçadan olmadığından pantolonvari denilmektedir. Üçetekle birlikte giyilir.

         Başörtüleri

                Ehram (İhram): İnce yün ipekten dokunur. Renkleri beyaz kahverengi ve siyahtır. üzerinde çeşitli motifler vardır.

                Hindi (Yazma): Kağıtlar arasında satılan desenli ince tülbenttir. Yaşmak , fitos ve düz örtü şeklinde kullanılır, kenarları oyalıdır.

                Tülbent: Beyaz ince bir örtüdür. Kenarları oyalı olup, yazma gibi kullanılır.

                Namaz Örtüsü: Buyüklü ve küçüklü olmak üzere iki kısımdır. Düz olarak başa alınır, daha ziyade yaşlı kadınlar kullanır.

         Pırpırlı: Kırmızı tülden yapılan bir başörtüsüdür. Kenarları boncuk oyalıdır. Üzeri pırpır denilen pul boncukla işlenir.

         Ayakkabı: Yemeni ve kundura giyilir.

                Aksesuarlar: Tepelik, saçlık,bilezik,kemer ve küpedir.

                Kullanılan Kadın Kumaşları

         Kadife , kutnu, çitari, alaca, manisa, atlas, pullu sehavi ve kervancıların memleketimize soktuklrı Hint kumaşıdır. Hint kumaşı çok tuttuğu için Erzincan'lı buna ait bir türkü bile yakmıştır.

 

         "Vardım Hint eline kumaş getirdim  
          Açtım bedestanı sattım oturdum,
          Sen benim başıma neler getirdin
          Ben senin derdini çekemem gönül"

                Bu kumaşların dışında, yerli tezgahlarda dokunan yün ve pamuklu kumaşlar da mevcuttur.

 

         Erkeklerde Giyim

                Erkekler şalvar ve yelek giyerler. Yeleğin altında işlik vardır. Bele ise kuşak takılır.

                İşlik: Yelek altında giyilen yakasız mintandır. Genellikle çizgili kumaşlar tercih edilir.

                Fes ve Ebaniye: Kırmızı renkten püsküllü fes kullanılır. Ortasından sarkan püskül, siyah
ibrişimden yapılmıştır. Fes üzerine ebaniye sarılır. Ebaniye, sarı renkli, ipekli bir kumaştır. Üzeri motif işlemelidir.

         Poçcikli Yemeni : Bildiğimiz bir çesit ayakkabıdır.

         Aksesuarlar: Saat, köstek ve hançerdir.

                Kullanılan Kumaşlar: Kadife, çuha kumaş ve tamamen yün olan mahalli kumaştır.

         HALK OYUNLARI

                Erzincan Halk oyunları denilince akla, kahramanlık, yiğitlik, ağırbaşlılık ve sabrın sembolü olan Bar gelir.

 

                Oyunların tümü önce ağır olarak başlar, sonra gitgide hızlanır. En az altı kişi olarak kiz ve erkeklerin ayrı ayrı oynadığı oyunlarda çökme, el vurma ve dönmeler ana figürler olup, elde mendil, bıçak, kaşık gibi araçlar bulunur.

                Barların yarım daire şeklinde oluşması, Erzincan Ovasını tanımlamaktadır.

                Erzincan Halk Oyunlarının Türleri

                Bar: Kahramanlık duygu ve düşüncelerini sergileyen oyunlardır. Barlarda kesinlikle mendil sallanır.

         Çiftetelli : Müziğe göre ritmin, omuz-göbek-kalça ve kollara alınmasından doğan oyundur.

                Kaşık Oyunları : Tamamen şenlik oyunlarıdır. Kaşıklar ritim için elde tutulur.

                Horan: Halay mahiyetinde olup, ayakların kuvvetli olarak yere vurulmasından oluşmaktadır.

                Halay : Çengi ve çiftetelli oyunlarının özelliklerini taşıyan bir bar çeşididir.

         Tek Oyunlar: Herkesin serbest hareket ettiği bu oyuna, bölgemizde ŞIKIDIM havası da denilmektedir.

                Biçimlere Göre Oyunlarımız

                Üç ayak : Eğri dizi biçiminde olup, kertelli çökme ile sürdürülen açık oyundur.

                Dörtayak : Eğri dizi biçiminde olup, kertelli çökme ile sürdürülen  açık oyundur.

                İkiayak:  Eğri  dizi biçimin de, dörtayak oyunun bir bölümü gibi devam eden oyundur.

                Ağırbar:  Eller belden bağlanıp, oyunun sonuna kadar çözulmez. Eğri dizi biçiminde oynanır. Çökme olmayıp, bütün maharet ayakların ritme göre hareketidir.

                Koçeri: Eğri  dizi biçimindedir. Başlangıçta eller belden bağlanır, oyun hızlandıktan  sonra kol pazusundan bağlanır, Kapalı-açık oyundur. Açıldıktan sonra çok çabuklaşır.

                Sıklama: Eğri dizi biçimindedir. Çift yönlü hareket bu oyunun özelliğidir. Geriye gidişlerde, yarım kerteli çökme vardır, daha sonra yarım sağ şeklinde bu geri hareketi devam eder. İleri gidişte ani çökme yapılır.

                Sarhoş Barı: Eğri dizi biçimindedir. Kerteli çökme ile başlar. Bu çökme barbaşından poçikciye doğru yapılır. Poçikci yarım sağ yaparak, diğer oyunculara destek olur.

                Timurağa: Ellerin bir bölümden sonra bırakılması ve topluca el çırpmalar oyunun ana özelliğidir.

                Hoş bilezik: Kollar omuzdan bağlanır. Özelliği, oyunun dinlenme bölümüdür. Dinlenme anında oyun sürdürülürken, heykelleşme, oyunun kaidelerindendir. Bu oyunda da ani bir çökme vardır.

                Dello: Çift yönlü oyunlarımızdandır. Ters yönde giderken Poçcikcideki baş, baştakide poçcik olur. Bu anda eller belden tutulur. Diğer yöne dönünce, her oyuncu ellerini kendi koyarak, bağımsız duruma geçilir.

                Sarıkız: Sağa, sola  yürümeler oyunun belli başlı özeliğidir.

                Tamzara : Eğri dizi biçiminde sürdürülürken, ani çökmeler yapılır.

                Çayırın Ten Yüzünde: Oyunun ana özelliği, ani çökmelerin bir müddet sürdürülmesidir.

         Tavuk Barı: Eğri, kopuk ve halkalar biçiminde oynanır. Oyunun özelliği, kerteli çök­menin uzun süre sürdürülmesi ve halka biçimindeki çömelmelerde, oyuncularından birinin uzun hava söylemesidir.

 

ORTA OYUNLARI

                Elek Oyunu : Komedi mahiyetinde oynanan bir oyundur. Herhangi bir mecliste, şenlik mahiyetinde bir eğlence düşünüldüğünde bu oyun oynanır. Becerikli  bir erkek oldukça bol olan   kadın elbisesi giyer, bel bağı bağlar ve başına bir elek kor. Eline iki kaşık alır. Entarinin eteklerini toplayarak eleğin üzerinden bağlar. Oyuncunun çeketinin kollarına bir sopa Sokularak çeketin yakaları kalça üzerinden beline yetişecek şekilde tutturulur. Oyuncunun çıplak karnı üzerine insan yüzü çizilir, ceketin sağ koluna bir de mendil tutturulur. Mahalli şıkıdım nağmeleriyle oyuncu elindeki kaşıkları eleğe vurarak bir ritim içinde oynamaya başlar. oyunun bütün mahareti, nefes aldıkça ve Oyuncunun yeteneğine göre karnın hareketidir. Bu hareketle yuzünde birtakım mimiklerin görülmesi topluluğu kahkalar içinde eğlendirir.

         Elek oyunu, halk arasında pek tutulmamasına rağmen, oyunun gücü kendini sürdürmüştür.

         Arap oyunu : Yılbaşinda oynanan, komedi mahiyetinde bir oyundur. 6-7 kişiden oluşur. İki kişi omuzlarına birer sırık ve üzerlerine  bir kilim alarak deve yapılır. Bir kişi kadın elbisesi giyerek gelin olur. Oyunculardan biri şişman diğeri arap rolüne girer. Diğerleride devece olur.  Yılbaşını kutlamak için geceleyin  evleri dolaşarak oyunlarını Sürdürürler. Gelin sevincinden oynarken, arap elinde bir kamçı ile gelini korumağa çalışır. Karanlıkta gizlenen şişman yine elindeki bir kamçı ile arabın elinden gelini biraz macadeleden sonra alır. Böylece oyun sürdürülürken, deveci  hane sahibinden bahşiş alır. Toplanan bahsişler yemek yapılarak yiyilip, eğlenilir.

 

HALK OZANLARI      

Erzincan Halk ozanlarından yapıtları günümüze ulaşanlar,  

·         Şemsi Hayal

·         Salih Baba

·         Aşık Davut Sulari

·         Kemahlı Tahir

·         Aşık Beyhani

·         Aşık Müslüm Akbaba

·         İsmail Daimi'dir.

         Maniler:  Yöremiz manileri, sevgi, gurbet-sıla özlemi, elem ve ızdırap duygularını dile getirir. Genellikle kadınlar tarafından söylenen maniler ve mani söyleme geleneği bugün ilimizde tamamen unutulmuş durumdadır.

Yüce dağ başında seni beklerim
Yüküm yıkılınca  gene yüklerim
Kömür gözlerini sevdiğim yarim
Senden ayrılalı arttı dertlerim

                                            
Seher yeli her yerlerden serindir
Yardan ayrılanın derdi derindir
Ağlama güzelim dökme yaşını                    
Gider de gelirim Mevla kerimdir

Çıktım eşik arası
Buldum atlas parası
Tez buldum tez yitirdim
Nedir bunun çaresi

EFSANELER

Erzincan efsaneleri genellikle ermiş olarak nitelendirilen kişi çevresinde toplanır. Dini efsaneler dışındaki yöre efsanelerinin konularını ise insanlar, yaşadıkları yerler ve tabiat konuları içerir.

    ERZİNCAN EFSANELERİNDEN

         Asuman ile Zeycan

         Erzincan'da Kaleli Bey'le kethüdası Derviş Ahmed'in çocukları olmaz. Bey'in bu durumdan yakınması üzerine kethüda, “Çıkıp dolaşalım belki ağzı dualı bir dervişe rastlarız, derdimize çare bulur”der. Birlikte yola düşerler. Yaylada rastladıkları bir dervişe içlerini açarlar Derviş onlara birer elma verir. Elmanın yarısını kendilerinin yemesini, yarısını da karılarına  yedirmelerini söyler. "Kimin kızı olursa, öbürünün oğluna versin" diyerek ortadan kaybolur.

         İkisi de denileni yapar.  Beyin  bir kızı, kethüdanın bir oğlu olur.  Çocuklar birlikte büyüyerek, okul çağına erişir. İkisinin de henuz adı konmamıştır. Bir gün Bey'le kethüdanın yaylada rastladıkları derviş  gelerek oğlana Asuman, kıza Zeycan adını verir.

         Bir rastlantı sonucu annesinden, Asuman'ın kardeşi değil nişanlısı olduğunu öğrenen Zeycan ona yakınlık duymaya başlar. Asuman'da Zeycan'ı sevmektedir. Onların bu tutkularını bilen bir kadın, durumu beye bildirir. Bey öfkelenerek kethüdayı ve oğlunu konaktan kovar.

         Asuman babasını göndererek Zeycan'ı istetir. Bey önce kabul eder ancak karısı razı olmaz. Bunun üzerine olumsuz yanıt verirler. Bir gece iki genç düşlerinde ak sakallı bir derviş görür onun elinden "Aşık Badesi" içerler. Her ikisi de şiir söylemeye başlar. Bu düş üzerine duygularını birbirlerine şöyle anlatırlar.

         Asuman:       İstemem tabibi peymane buldum  
                            Çaresiz dertlere düştüm ne dersin?
                            Hakkın himmetiyle ummane daldım
                            Bahar seli gibi çoştum ne dersin?

         Zeycan:        Dün gece seyrimde oldum divane
                            Varlığım kırkların yoludur yolu
                            Eli bağlı durdum Ande "divan"ına
                            Sundular bir kadeh doludur dolu

         Tüm çabalarına karşın sevdiğine kavuşamayan Asuman, sonunda gurbete çıkar. Giderken mendilini Zeycan'a vererek, vedalaşır. Zeycan'da anmalık olarak yüzüğünü ona verir.

         Kaleli Bey kızını da alıp yaylaya çıkmıştır Asuman'ın yolu buraya düşer. Tanınmamak için bir çobanla giysilerini değiştirir Bey onun kızıyla aşıklık sınavına girmesini ister. Asuman, kaybedenin öbürüne kul olması koşuluyla kabul eder. Karşılıklı söyleşirler, sonunda Zeycan yenilir. Ancak bey kızı vermemekte kararlıdır. Asuman tekrar yollara düşer. Bey olanları anlatıp kendisini  karalamasından korktuğundan Asumanı öldürtmek ister. Adamlarına onu öldürüp, kanlı gömleğini getirmelerini buyurur Adamlar Asumanı yakalar. Asuman son bir kez Zeycan'ı görmek için yalvarır. Adamlar kabul eder. Asuman yüzüğü gösterip kendini tanıtır. Zeycan adamlara yalvararak sevdiğinin canını kurtarır, beye de kanlı bir gömlek götürürler. Asuman yine yollara düşer. Bir dağ başında tipiye tutulur ve kendini kurtarması için tanrı'ya yakarır. İmdadına yetişen derviş onu kurtarır ve isteği üzerine Asumanı Basra'ya ulaştırır. Asuman burada Afyoncu  Dede'nin kahvesine yerleşir ve şiirler söyler. Ünü çevreye yayılınca herkes kahveye gelmeye başlar. Bundan hoşlanmayan diğer kahve sahipleri, bir kocakarıdan Asumanı yoketmesini ­ister. Kadın Asumanı bahçesindeki kuyuya atar. Burada söylediği şiirlerle yardım dileyen derviş Asuman’ı derviş  kurtarır.

         Asuman Derviş'e, sevdiğinden haber getirmesi için yalvarır. Derviş gelip Zeycan'ı görür ve Zeycan sevdiğinden aldığı mendile gül dokuyarak dervişle gönderir. Anmağını gören Asuman'ın özzlemi dayanılmaz olur ve dervişten kendisini Zeycana kavuşturmasını ister. Birlikte Erzincan'a gelirler. Bu sırada Zeycan'ın düğünü yapılmaktadır. Zeycan, aşık olarak konağa giren Asuman’dan  yardım ister. Asuman başından geçenleri valiye anlatır. Vali Timurpençeden Kaleli beyi öldürmesini ister. Asuman buna engel olur. Dervişin atının bastığı taprağı babasına götürünce  kethüdanın gözleri açılır. Beyle anlaşmazlıklarını unutarak tekrar kardeş olurlar.

         Asuman ile Zeycan ise yedi gün yedi gece süren bir düğünle evlenir ve yaşamlarının sonuna kadar mutlu yaşarlar.

 

ATASÖZLERİ

Yöre halkı, deneyimlerini dünya görüşünü ve değerlerini, az ve öz sözle ata sözlerini yansıtır. Yöremizde sıkça kullanılan atasözlerinden bazıları şunlardır:

         Bir sözü söylemeden sonuçlarını düşünmek gerekliliği  "Boğaz dediğin otuz iki kerttir, düşün düşün söyle" atasözüyle anlatılır.

         Elden  çıkarılması istenmeyen bir şeyin, tehlikeye açık durumlardan uzak tutulması gerekliliği “Dere yanında tarla alma sel için, kırkından sonra kız alma el için" atasözüyle anlatılır.

         Amacına ulaşmak için sabreden kişinin, bunun karşılığını göreceği "Tekneyi bekleyen çöreği yer” atasözüyle vurgulanır.

         Kimi kurnaz kişilerin, adı kötüye çıkmışlardan daha zararlı olabileceği "Kurdun adı yamana çıkmış, tilki vardır baş kesen" atasözüyle anlatılır.

         “Az ateş çok odun yakar" atasözü, küçük bir tehlikenin, elverişli ortamda büyük zararlar doğuracağını vurgular.

         Tehlikeli bir durum ortaya çıktığında, ondan uzak kalmanın yollarını aramak gerekliliği “Baktın kar havası, eve gel kör olası” atasözüyle dile getirilir.

         Bir kimsenin    ya da bir şeyin  değerinin, kendisindeki niteliklerle artacağı, “Bıçağı kestiren  kendi suyu, insanı sevdiren kendi huyu" atasözüyle belirtilir.

 

ALKIŞLAR VE GARĞIŞLAR

Yerel dil özelliklerini belirgin olduğu bir kaç alkış ve karğış örneği
Daha nice bayramlara çıkasan
Elin gözün dert görmiye
Allah su gibi muradıy vere
Allah kesene Halil İbrahim bereketi vere
Gurban olduğum Allah  dırnağıy daşa tohundurmaya.



Hırtliğe şiş aha
Zıkkımın kökünü yiyesen
İki göze mil aha
Etdüğü çekesen oğlan, itler gibi uluyasan
Oy yetişmeyesen sabaha çıhmayasan

BİLMECELER

Ortak ürünler içinde önemli bir yer tutan bilmeceler, sorma geleneği canlılığını korumaktadır. Yöre bilmecelerinden birkaçı:

Memmen ayaklı
Menteşe dudaklı
Dordor  yüzlü
Divane gözlü (Deve)

Dört köşedir beş değil
Başı sudan hoş değil (Sabun)

HALK TÜRKÜLERİ

         Erzincan ve çevresinde halk müziği ürünleri  çok çesitlidir. Deyişler, türküler, ağıtlar, gelin havaları, doğa türküleri yöreyi tümüyle yansıtır. Halk müziğinin çok değişik ritim zenğinliği vardır. 2 ve 4 zamanlı ana usullerin, bunların üçerli biçimlerine sık rastlanır. 5,7,8,9 zamanlı birleşik usullerin değişik tipleriyle, 10 ve 11 zamanlı usullerin tipine uygun ezgiler vardır.

         Erzincan halk müziğinde, Kemaliye'nin ayrı bir yeri vardır. Kemaliye ağzı kendi içinde Abçağa, Teymen, Vank gibi ağız özellikleri gösterir. "Yeşil kurbağalar öter göllerde" adlı uzun hava baçka yörelerde de söylenen ünlü bir ezgidir. "Ala Gözlü" ve "Hoyrat" da tanınmış havalardır.

         Halk Sazları: Bağlama kültürü Erzincan'da yaygındır. Cura ve çöğür denilen sazlar tezenesiz çalınır. Sağ elin  parmak uçları tezene gibi kullanılır. Bu teller üzerinde sıyırarak çalma yöntemine "şelpe" denir.

         Tezeneli sazlardan, bağlama ailesinin tümü kullanılır. Üflemeli sazlardan zurna, Dili­dilsiz kavallarla, dağ köylerinde çığırtma çalınır.

         Erzincan Halk Türkülerinin Sınıflandırılması

         Tören Türküleri: Cezayir, cirit havası, kına havası

         Kırık (Neşeli) Havalar: Akşamın vakti geçti, Başında kara papak, Ben yarime ne yaptırdım, Bu gece uyumamışam, bugün bendir güzel gördüm,  Çay kenarı çim tutar, Evlerinin önü, Geline bak geline, Giderim ben de ben de, Gönü1 verdim bir esmere, Harkımı pakladım, Hayriye, İndim o yarin bağına, Karşı dağın geveni, Kaşların ince ince, Kevengin yollarında, Kırmızı gül­lerin, Küstürdüm barışamam, Köylü Kızı, Nasıl methedeyim sevdiğim seni, Nineler, Odasına gir­dim, Ördek isen göle gel, Şebge'nin kavakları, Şu karşı yaylada, Turnamın kanatları, Üç güzel­ler,

         Hüzünlü Türkülerimiz: Altın taşda incim var, Başı pare pare, Bir nazenim, Bir seher vaktinde, Bugün bir dilbere eyledim ülfet, Çesme senin, Çıkar yücelerden, Ela gözlüm ben bu elden gidersem, Ela gözlerini sevdiğem dilber, Erzincan'da bir kuş var, Eşimden ayrıldım yoktur kara­rım, Gönül kuşu, Huma kuşu yere düştü ölmedi, Kabe'den gelen hacılar, Kadir Mevlam Senden bir dileğim var, Kahbe felek sana nettim neyledim, keklik gibi kanadımı süzmedim, Nasıl yar diyeyim ben böyle yara, Tanrı'dan diledim bu kadar dilek, Vardım Hint eline, Yarim senden ay­rılalı, Zeynep

         Olaylı Türkülerimiz : Ağılın önü kenger, Ana beni bir çocuğa verdiler, Aras kenarının ince dumanı, Ayrıldım sıladan, Cemil, Kemah boğazı kara, Taşa verdim yanımı,..... 

         Mesleki Türkülerimiz : Hamamcı, Saraçlar içinde

         Kahramanlık Türkülerimiz: Aslı kurdoğlu kurt gerek, Yiğidin kiratı,

         Orta Oyunu Türkülerimiz: Ben genç, idim ihtiyara verdiler, Deli kız sinin geliyor,........

         Hikayelerde geçen Türkülerimiz: Arzu ile Kamber, Esman ile Zincan,.....

         Dini Türkülerimiz : Kabe'nin yolları, Şol cennetin ırmakları, Erenler cemine her can giremez, Hakikat bir gizli sırdır, Erzincan semahı,.....

         Mayalar (Uzun Havalar): Ağam bu da naz, Baba der, Aras kenarının ince dumanı, Bacadan aşıyor, Dağlar ağardı kardan, Doktor gelmiş yaralarım bağlıyor, Eğirdim kelep ettim, Erzincan'a girdim ne güzel bağlar, Evlerinin önü kavak, içerden yar içerden, istasyon önünde bir kara bulut, Kuleden gel kuleden, Şu yüce dağları duman kaplamış, Yaradan var, Yıldız,..... 

 

Yöremiz Türkülerinden Örnekler:

KADİR MEVLAM SENDEN BİR DİLEGİM VAR

Kadir Mevlam senden bir dileğim var
Beni muhannete muhtaç muhtaç eyleme
Eğer muhannete muhtaç eylersen
Kara denizlere gark eyle beni

Muhannettin suyu dolayı akar
Gezdiği yerleri od olur yakar
İyilik eylersen başına kalkar
Beni muhannete muhtaç eyleme

Muhannet dediğin zehirden oktur
Lütfuna kerem et ihsanı çoktur
Sağ gözün sol göze faydası yoktur
Beni muhannete muhtaç eyleme

BİR SEHER VAKTİNDE

Bir seher vaktinde indim bağlara
Öter seyda bülbül gül yaralanır
Bakmaz mısın sinemdeki yaraya
Derdimi söylesem dil yaralanır

Boş geçirmeyelim gel şu çağları
Dolanalım sahraları bağları
Bir gün gazel döker ömrün bağları
Eser sam yelleri dal yaralanır

DAİMi'yem eder çeşmim giryanı
Dostun muhabbeti cennet ortağı
Benim şu dünyada derdim ortağı
Sazım figan eder tel yaralanır.

Uzun Havalar

DAĞLAR AĞARDI KARDAN

Dağlar ağardı kardan
Haber gelmedi yardan
Ya gel, ya mektup gönder
Kurtar beni bu dardan.

Talandı bağ talandı
Güz geldi baltalandı
Yetiş Kabrim üstüne,
Örtüldü, tahtalandı.

İÇERDEN YAR İÇERDEN

İçerden yar içerden
Kes bağrım yar içerden
Gözüm kapında kaldı
Çıkmıyor yar içerden

Dil meze, gerdan meze
Dil değil dudak meze
Bilmedim gönül verdim,

Kadir kıymet bilmeze.

 

İLÇELERİ

ÇAYIRLI  İLÇESİ

Nüfus

21.116

Yüzölçümü

1126 km²

Rakım

1520 m

         Şehir merkezinden uzaklığı

114 km

 

Timur ve Akkoyunlular eğemenliğinde  kalan yöre, 1473 yılındaki Otlukbeli savaşı ile Osmanlılara geçmiştir. 1954 yılında ise Çayırlı adını alarak, ilçe olmuştur.

         Yaylaları ve küçük gölleri mesire alanlarıdır.

         TARİHİ VE TURİSTİK YERLERİ

         ESKİ CAMİİ

         1690 yılında yapılan camiinin, kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Zaman zaman onarım görmüş ve taş duvarları restore edilmiştir.

         KONAK

         1219 tarihinde Karslı Tahir Usta tarafından yapılmıştır. Duvarları yontma taş ile örülmüş, tavan oyma çam ağaçları ve işlemeli taban tahta  ile kaplıdır. Yapıldığında kullanılan  boya ile halen muhafaza edilmektedir.

         AYGIR GÖLÜ

         Keşiş dağı üzerinde bulunan Aygır Gölü, tabiat güzelliğinin yanısıra, krater gölü özelliğine de  sahip olan piknik ve dinlenme yeridir.

 

İLİÇ İLÇESİ

Nüfus

11.061

Yüzölçümü

1397 km²  

Rakım

1000 m  

         Şehir merkezinden uzaklığı

153 km 

 

İlçe, Kuruçay adıyla Kemaliye ilçesine bağlı bir bucak merkezi iken, 1938 yılında demiryolunun İliç’ten geçmesi üzerine, Kuruçay kaza merkezi İliç’e taşınarak, İliç ilçesi olmuştur.

         İlçe halkının en önemli geçim kaynağı hayvancılıktır. Erzincan tulum peynirinin %60’ı İliç’de imal edilmektedir.

         İlçenin, Karasu güzergâhındaki bağ ve bahçeleri, piknik ve dinlenme alanlarıdır.

KEMAH İLÇESİ

Nüfus

13.675

Yüzölçümü

2354 km²  

Rakım

1130 m  

         Şehir merkezinden uzaklığı

52 km 

 

Çok eskiye dayanan bir tarihi olan ilçe, Malazgirt Savaşından sonra Mengücek topraklarına katılıp, Selçuklu, İlhanlı ve Celayirlilerin eline geçmiştir. Daha sonra Uzun Hasan'ın eğemenliğinde kalan bölge, 1515 yılında Osmanlıların hakimiyetine girmiştir.

Fırat'ın Karasu kolu üzerinde olan ilçenin içerisinden, Sivas-Erzurum demiryolu geçmektedir .

Mesire yerleri görülmeye değer olan ilçemizde, yem fabrikası bulunmaktadır.

           TARİHİ VE TURİSTİK YERLER

KEMAH KALESİ

Anadolu'nun en eski ve tabii kalelerinden biri olan Kemah Kalesi'nin kuruluşu, Hitit-Urartu dönemine kadar uzanmaktadır.

Sarp kayalar üzerine kurulu olan kalenin, iç içe iki kapısı vardır. Çevresi surlarla çevrili olan kalenin, yapılarının bir kısmı çeşitli savaşlara sahne olduğundan tahrip olmuştur. 

            GÜLABİBEY CAMİİ

            Kemah İlçe merkezinde  bulunan caminin, girişinde, yer alan kitabesinde 1454 yılında Gülabibey tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

                   İlçenin en güzel eserlerinden biri olan camii, dikdörtgen planlı olup, dışı taş, içi işe ahşaptandır. Günümüzde halen camii olarak kullanılmaktadır.    

         GÜLABİBEY HAMAMI

          Gülabibey camisinin 10 m. batısında bulunan hamam, camii ile aynı dönemde yapılmıştır. Hamamın; soğukluk, sıcaklık ve külhan bölümleri vardır.  

             TUGAY HATUN KÜMBETİ

İlçenin Çarşı Mahallesinde, bir bahçe içerisindedir. XIII. yüzyılda Mengücek Beyliği döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Silindirlik gövde ve konik kubbeden oluşmuştur. Haç biçimli planlı mezar odası, pandantifli kubbeyle örtülüdür.

Yapının taç kapısının taşları çeşitli şekil ve motiflerle bezenmiştir.  

            ALAETTİN BEY ÇEŞMESİ

İlçe Merkezinde bulunan Alaettin Bey Çeşmesi, 1879 yılında Alaettin Bey tarafından yaptırılmıştır. Mimarisi, batılı dönem özellikleri taşımaktadır.

            HACI MEHMET BEY ÇEŞMESİ

İlçenin eski pazar yerinde bulunan çeşmenin, 1875 tarihli bir kitabesi bulunmaktadır.

BUZ MAĞARALARI

İlçenin Ayranpınar Köyünde bulunan buz mağaraları kışın sıcak, yazın soğuk olma özelliğini taşımakta ve soğuk hava deposu olarak kullanılmaktadır.

Buz mağarasında, ilçe köylerinin peynir, yağ gibi gıda maddeleri muhafaza edilmektedir.

Mağaranın içerisinde büyük buz kütleleri ve buzların oluşturduğu sarkıt ve dikitler mevcuttur.  

            MELİK GAZİ TÜRBESİ

            Halk arasında  “Sultan Melek” olarak adlandırılan türbe, Kemah ilçesinin girişindedir.

          Sekizgen  plan üzerine altlı-üstlü olarak inşa edilmiş olan türbenin alt katında,   1071-1228 yılları arasında Kemah’a eğemen olan  Selçuklulara bağlı olan Mengücek  Beyliği döneminde  yaşayan Sultan Melik’in mumyası ve 5 tane mezar bulunmaktadır.

          MELİK GAZİ ZAVİYESİ

          Melik Gazi Türbesinin yanında, dikdörtgen planlı bir yapıdır. Bina iki ayrı bölme tipi gösterir. Bunlar tuğladan küre biçiminde kubbelere sahiptir ve penceresizdir.

         MESİRE YERLERİ

         SOĞUK SULAR MESİRE ALANI

          Kemah İlçemizdeki bu mesire yerinin özelliği, her yıl Haziran ayı sonunda çıkan ve Ağostos ayı sonunda kaybbolan, beyaz köpüklü, soğuk sularıdır.

          Soğuksular piknik alanı, bol yeşilliği ve temiz havası ile görülmeye değer yerlerdendir.

          Ayrıca, İlçenin Kayabaşı köyündeki küçük gölün de, eksema gibi hastalıklara iyi geldiği bilinmektedir.  

            KEMAH TUZLASI 

            İlçenin,  Kömür- Tımısı- Yerhan Tuzlaları Tekel Genel Müdürlüğüne bağlı olarak işletilmekte ve Haziran-Kasım dönemlerinde üretim yapmaktadır.

KEMALİYE İLÇESİ

Nüfus

9.025

Yüzölçümü

1168 km²  

Rakım

850 m  

         Şehir merkezinden uzaklığı

194 km 

 

Elazığ ve Malatya illerine bağlı ilçe iken, 1938 yılında Erzincan iline bağlanmıştır. İlçenin Eğin olan adı,  Mustafa Kemal’in anısına Kemaliye'ye çevrilmiştir.

Halıcılığı ile ünlü olan ilçemizde, her yıl halı festivali düzenlenmektedir. İlçede Kemateks  çuval fabrikası vardır.

TARİHİ VE TURİSTİK YERLER 

ORTA CAMİİ

Kadıgölünün kıyısında bulunan Otta Caminin, 17. ve 18. yüzyıla ait olduğu sanılmaktadır. Dört ana ayak üzerine oturan kubbe, caminin tüm tabanına , hakimdir.

Kışlacık Köyü Camii: 1005 yılında Melik Ahlet , Paşa tarafından yaptırılmış, halen cami olarak kullanılmaktadır.

Salihli Köyü Camii: 1305 tarihi bulunan camii, halen kullanılmaktadır.

Taşdibi Cami: İlçe merkezinde 1051 yılında, yapılmış ve cami olarak kullanılmaktadır.

Yeşilyamaç Köyü Camii: 1213-1275 tarihlerini,  taşıyan cami, Padişah Abdülmecit tarafından yaptırılmıştır.

Başpınar Köyü Camii: Caminin kitabesinde “(Rumi 1025 El hacı Hüseyin Abdullah) IV Murat zamanında 1111-1112 Bekçiler Başı Müdürü Başpınar'lı Salim Ağa ''yazılıdır .

          MESİRE YERLERİ

         KADIGÖLÜ   

          Güzel bir tabiat köşesi olan Kadıgölü, çeşitli efsanelere de konu olan bir su kaynağıdır.

         ALA MAĞARASI

          İlçenin kuzeydoğusunda bulunan ala mağarasının, içinde dehliz ve kanallar bulunmaktadır. Girişinde sızzıntı olarak akan suyun, ala ve sedef hastalıklarına iyi geldiği bilinmektedir.

         OCAK KÖYÜ (HIDIR SULTAN ABDAL OCAĞI)

          Çok eski yüzyıllarda, “şeyhler” olarak bilinen köyün, günümüzdeki adı Ocak’tır. Ancak, Hıdır Abdal Sultan Ocağı ismini kullanırlar. Köy, İlçe merkezi Kemaliye’ye 40 km. uzaklıktadır.

HIDIR ABDAL SULTAN

          Hıdır Abdal Sultan, Hacı Bektaş Veli’nin manevi dünyasından feyz almış, Hacı Bektaş Veli, O’nu    ayrıca “Düşkünocağı” göreviyle onut-rlandırmış ve bugün türbesinin bulunduğu Ocak Köyünde, yaklaşık yedi yüzyıl önce kurduğu tekkesinde Rürk gücünün çevreye yayılmasında etkili hizmetleriyle halkın gönlünde taht kurmuş bir evliyadır.

Doğum ve ölüm tarihleri kesin belli olmayan Hıdır Abdal Sultan, 13.yy. ortalarında yaşamıştır. Aynı zamanda savaşan eren olan Hıdır Abdal Sultan, Ocak köyünde tekkesini kurduktan sonra, çevrede Bizans egemenliği sona ermiştir .

Hıdır Abdal Hazretleri, Peygamber soyundandır. Soy ağacının Hz. Muhammed'e (S.A.V)ulaştığını belgeleyen ''anıttaşı''ndaki bilgilerin bir bölümü şöyle :

“Sülale-i Pak, Karaca Ahmed evladlarından Es-Seyyid Hıdır Abdal”

“Sülale-i Pak ve seyyid'' sözcükleri, Selçuklu ve .Osmanlı döneminde, soy zinciri Peygambere ulaşan kişileri belirlemek için kullanılmış deyimlerdir.

Hıdır Abdal Sultan'ın, Peygamber soyuna ulaştığını kanıtlayan 2. belge ise noterden onaylı nüshası koruma altında olan ve dönemin Şeyhülislamlık makamınca atanan Nakibül- Eşraf'ın onayından geçen ''Secere veya silsile name''dir.

Hıdır Abdal Sultan zaviyesi, yüzyıllar boyu, Hıdır Abdal soyundan gelen özel zaviyedarları tarafından ''Eizze Kiram Vakıflar'' (Kerameti görülen kutsal kişiler) türünden bir vakıf olarak yönetilmiş, zaviyeye gelen ve geçenlere yemek yedirilmiş, ayrıca da ruhsal hastalıklara şifa aranan bir mekan olmuştur .

HIDIR ABDAL TÜRBESİ

Türbe, Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin izlerini taşır. Yapıya tümüyle taş işçiliği hakimdir. Yapılış tarihi ve kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Varlığı dönemin padişah fermanlarıyla tescil edilen, daha sonra 1925 yılında yürürlüğe konan bir yasa uyarınca kapatılan e 24 yıl sonra yeniden açılan Hıdır Abdal Sultan Türbesi tarihe ışık tutan anıt bir eser olarak alkımızın ziyaretine açık bulunuyor .

REFAHİYE İLÇESİ

Nüfus

21.977

Yüzölçümü

1744 km²

Rakım

1589 m

         Şehir merkezinden uzaklığı

71 km

 

 

İlçeye, Erzincan Mutasarrıfı Şefik Paşa tarafından., bolluk anlamına gelen Refahiye adı , verilmiştir.

 İlçe, batısındaki çam ormanları ve İlçe merkezine 10 km. mesafede Soğukgöze ve Karaçam  mevkiileri arasında yer alan, yüksekliği 2000 m. olan Dumanlı yaylaları., soğuk su kaynakları, göleti, piknik alanları ve kayak imkanları ile yaz ve kış turizmi açısından önem taşımaktadır.

 Her yıl Ağustos ayında, bal festivali düzenlenen ilçede, kablo fabrikası bulunmaktadır.

             TARİHİ VE TURİSTİK YERLER

 KUTLUTEPE KALlNTILARI

 Çengerli Köyü çevresinde bulunmaktadır. Roma. ve Bizans dönemlerine ait kalıntılar vardır. Çevrede bulunan önemli yerleşim alanıdır. Tarihte Kemah-Basguvar-Dariza üçgeninde,  Malatya'ya uzanan yolun kilit noktası özelliğini taşımaktadır.

             KADIKÖY KİLİSESİ

 Kadıköy kilisesi, günümüze kadar sağlam olarak gelmiştir. Kesme taştan yapılan kilisenin, giriş kapısı bezemeleriyle dikkat çekmektedir. Kapı üzerindeki atkı taşı üzerinde .kabartma olarak işlenmiş haç motifi bulunmaktadır. Kilisenin içinde, duvar resimlerinin izleri mevcuttur. Apsisin önünde, ağaçtan yapılmış ince bir işçiliğe sahip bezemeli pano vardır.

        

KUTSAL KAYA – ROMA ANTREPOSU

         Kökeni Hititlere kadar uzanmaktadır. Kutsal kayanın kuzey kesiminde bulunan Roma treposu üç yuvarlak binadan oluşmaktadır.

             MERKEZ CAMİİ

 İlçe merkezinde bulunan Merkez Camii, batılı dönem bezeme özelliklerini göstermekte,  avlusunda ise Bahaettin Paşa şehitliği bulunmaktadır.

 KÖROĞLU MAĞARASI

 İlçenin Altköy mevkiinde bulunan mağaraya taş merdivenlerle çıkılmaktadır .Mağaranın içerisinde kesilmiş taşlardan oturma bankları vardır.

 Mağaranın içinde bulunan izlerin, ''Köroğlu''nun kır atının izleri olduğu söylenmektedir.

         BAL KAYA

          Yatan arslan görünümünü andıran kayadaki oluklara, arılar yaz aylarında yuva yapmaktadır. Bu yuvalarda oluşan ballar, oluklardan aşağıya aktığından, kayaya Bal Kaya adı verilmiştir.

             MESİRE YERLERİ

             GÖLET

 Kalkancı Köyüne 2 km. mesafede bulunan Kalkancı göleti ve Akarsu Köyü Göleti sulama amaçlı kullanılmakta ve piknik yeri özelliğini de taşımaktadır.

             DUMANLI YAYLALARI

 İlçenin batısında, Soğukgöze ve Karaçam mevkiileri arasında yer almaktadır. Denizden yüksekliği 2000 metre olan dumanlı yaylaları genelde çam ormanı olmak üzere çayır ve bitkilerle kaplıdır. 

 Tatil ve dinleme yeri olarak kullanılan yayla, doğal güzelliği, temiz havası, bol soğuk su kaynakları, av hayvanları ve kamp imkanları ile yaz ve kış turizmi açısından önemli bir alandır.

          KOVA MEVKİİ PİKNİK ALANI

          Erzincan’a 53 km. E-23 karayoluna 1 km. uzaklıkta bulunan ormanlık alandır. Bölge yaylaları ve özellikle soğuk sularıyla ünlüdür.

         Bölgede Orman İşletme Müdürlüğünün, Metin İlyas Aksoy orman fidanlığı bulunmaktadır.

 

 

OTLUKBELİ İLÇESİ

Nüfus

5.563

Yüzölçümü

254 km²

Rakım

1750 m

         Şehir merkezinden uzaklığı

142 km

 

M.Ö. 2000 yıllarına kadar dayanan bir tarihi olan İlçe, Urartu, İskitler, İskender, Bizans Sasanilerin eğemenliğinde kalmıştır.

636 yılında Türk boylarınca ele geçirilmiş, 1071 Malazgirt zaferiyle Mengüceklerin eğemenliğine girmiştir. 1228 yılında Selçuklu atabeylerince yönetilip, 1473 tarihinde Fatih ile Uzun Hasan arasındaki Otlukbeli Savaşına sahne olmuştur.

Otlukbeli, Cumhuriyet öncesi 1800'lü yıllarda bucak haline getirilmiş 1954 yılında Çayırlı ilçesine bağlanmıştır. 1991 yılında ise çıkarılan kanunla ilçe merkezi haline getirilmiştir.

İlçe kamp, kayak sporu, avcılığa elverişli olup, yaylaları gezilip görülmeye, soğuk kaynak suları ve maden suları kaynağından içilmeye değerdir.

            OTLUKBELİ GÖLÜ

Otlukbeli Gölü, İlçe merkezinin 6 km. kuzeybatısında bulunmaktadır. Göl, traverten seddi (maden sularının oluşturduğu traverten seddi) gölü olup, oluşumu halen devam etmektedir.  Yüzölçümü 6500 m² olan gölün, derinliği 15-18 m. civarındadır.

Otlukbeli Gölünün asıl özelliği, çanağının ve oluşumunun göl türleri içerisinde günümüze kadar bilinenlerin içerisinde dünyada tek tip oluşudur.

Oluşumu yönünden dikkat çeken Otlukbeli Gölü için 1990 yılında yerinde bir araştırma inceleme yapan Ankara Üniversitesinden Prof. Dr. Erdoğan AKKAN ile Prof, Dr. Metin TUNCEL, Otlukbeli Gölü hakkında,

“Ancak bu set şimdiye kadar Türkiye'de örneği görülmemiş, taradığımız dünya literatüründe de eşinin bulunduğuna dair bir yayına rastlamadığımız, bu nedenle hiçbir sınıflandırmada yeri bulunmayan çok özel bir türdendir. TRAVERTEN SEDDİ, daha da özel olarak, normal karst kaynaklarının değil, MADEN SULARININ OLUŞTURDUĞU TRAVERTEN SEDDİ'dir. Böylece, Otlukbeli Gölü ile göl türlerine bir yenisi daha eklenmiş bulunmaktadır.

“Traverten Seddi Gölü” ya da “Maden Sularının Oluşturduğu Traverten Seddi Gölü” oluşu açısından yurdumuzda ve herhalde yeryüzünde eşinin bulunmadığı gözönüne alınarak,

         Otlukbeli Gölünü “Doğal Anıt” olarak nitelemek istiyoruz.” diye rapor tutmuşlardır.  

         Otlukbeli Gölü Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararı ile doğal sit alanı edilerek, koruma altına alınmıştır.

          OTLUKBELİ SAVAŞI

Venedik Cumhuriyeti ve müttefikleri ile Akkoyunlular 1471 yılında Tebriz Anlaşmasını yaptılar. Bu anlaşmaya göre Osmanlı İmparatorluğuna karşı birlikte savaşacaklar ve İstanbul Anadolu Akkoyunlulara bırakılırken, bütün Rumeli mütlefiklerin olacaktı.  

         Fatih'ten kaçan Anadolu Beylerinin kışkırtmasıyla Karakoyunluları ve Timur'luları yenen Uzun Hasan, kendini Timur gibi görmeye başlamıştı.

Uzun Hasan'ın Tokat'ı yağmalamasından bir yıl sonra Fatih 11 Nisan 1473'te 190.000 kişilik ordusuyla İstanbul'dan harekete geçti. Ordu Tercan'a geldikten sonra Uzun Hasan'ı aramaya başladı.

Mahmut Paşa komutasındaki Osmanlı öncü birliklerinin pusuya düşürülmesinden sonra Osmanlı ordusu yedi gün boyunca Bayburt'a doğru ilerledi. Nihayet üçağızlı denilen yere gelindi. Burası dar ve geçilmesi zor bir mevki idi. Henüz ordunun tertipten mahrum olduğu bir sırada Otlukbeli sırtlarını tutan Uzun Hasan, Osmanlıları burada harbe mecbur bıraktı. Öğle vakti başlayan savaş sekiz saat sürdü. Fatih'in komuta ettiği Osmanlı ordusunun sağ konadına Şehzade Beyazıt, sol kanadına Şehzade Mustafa komuta ederken, karşılarındaki orduya Uzun Hasan, oğulları Uğurlu Mehmet ve Zeynel Mirza komuta ediyordu. Uzun Hasan herşeyini bırakarak kaçtı, Fatih Otlukbeli civarında üç gün kaldı.

            OTLUKBELİ SAVAŞININ ÖNEMİ

Otlukbeli Savaşı, Fatih'in kazandığı meydan muharebelerinin en büyüğü olup, ayrıca yeni  çağın ilk yarım asrında geçen dünyanın en büyük meydan muharebesiydi.

Bu savaştan sonra Toroslara ve Fırat'a kadar olan sahalarda Osmanlı hakimiyeti tartışmasız olarak kesinleşmiştir. Osmanlı Devletini ortadan kaldırmayı amaçlayan Akkoyunlu-Venedik ittifakı başarısız kalmış, Asya'dan tehdit edilmeyen Osmanlı, Avrupa karşısında daha da güçlü hale gelmiştir.

 

TERCAN İLÇESİ

Nüfus

37.408

Yüzölçümü

1592 km²

Rakım

1425 m

         Şehir merkezinden uzaklığı

88 km

 

 

Eski bir tarihi olan ilçe, Urartu, Asurlular, Medler-Persler, Büyük İskender ve Romalıların eğemenliğinde kalmıştır.

1473 yılındaki Otlukbeli savaşıyla Osmanlı’ya katılan bölge, 1512 yılında Safevilerin eline geçmiştir. İlçe, Kanuni Sultan Süleyman zamanında tümüyle Osmanlı hakimiyetine girer.

İlçede bulunan Tercan barajından, enerji üretimi ve arazi sulama yönünde faydalanılmaktadır. Tercan ilçemizde, Sümerbank ayakkabı fabrikası ve un fabrikası bulunmaktadır.

            TARİHİ VE TURİSTİK YERLERİ

MAMAHATUN TÜRBESİ    

Tercan ilçesinde bulunan ve. Saltuklu eğemenliği dönemine ait olan türbenin,       1192 yılında ölen Saltuklu Erzurum sahibesi Mamahatun için yaptırıldığı            sanılmaktadır. 

 Planı ve mimari özelliği ile dikkati çeken yapının, kapısı üzerindeki kitabede, Ahlat’lı  Ebu’l-Nema Bin Mutafattal'ın eseri olduğu yazılıdır. Anadolu mimarisi içinde tek örnek   olan yapı, ortada ana kümbet ve çevresindeki dairesel duvarı ile iki bölümden oluşmaktadır.

          Çevre duvarı onbir nişli olup, bu nişlere, Mamahatun'un yakınlarının sandukaları yerleştirilmiştir. İki katlı olan kümbet bölümü dıştan sekiz bükey dilimler ve köşelerinde ince sütunlarla son bulmaktadır. Kümbetin altında da çapraz tonozlu mezar odası vardır. Üst kattaki mescide 7 basamakla çıkılmaktadır. Taç kapı mukarnas dolgu, geometrik motifler, çok dilimli özetler ve dörtlü düğümlerle bezenmiştir. Bordürlü dikdörtgen niş içindeki mazgal pencereleri, üzüm salkımı, palmet, rumi süslemelidir.

            MAMAHATUN  KERVANSARAYI

Planı ve mimari özellikleriyle 12. yüzyılın sonunda yapıldığı Mamahatun Kervansarayı; Mamahatun Türbesinin 30 m. doğusundadır.

Sarımsı renkte, düzgün taş bloktan yapılan yapı, çevre duvarı konik kubbeli 16 silindirik yarım kule ile çevrelenmiştir. Sivri kemerli taç kapısı, girişin sağ ve solundaki dikdörtgen planlı ozlu odaları vardır. Ortada üstü açık avlu, kuzey ve güneyinde yük hayvanları için uzun odalarla bir dizi hücre bulunmaktadır.

PEKERİÇ KALESİ (ÇADlRKAYA)

İlçenin Çadırkaya beldesinde bulunmaktadır. Yaklaşık 100 metre yüksekliğinde doğal, kayadan oluşmaktadır. Kayaya oyulmuş odalar, merdivenler, sarnıçlar bulunmaktadır. Surlardan günümüze çok azı gelebilmiştir. Kalıntılar buranın çok eski bir yerleşim alanı olduğunu göstermektedir .

ABRENK (VANK) KİLİSESİ  

Üçpınar Köyü yakınlarındaki Vank dağının güneydoğusunda, çukurca bir alan içerisindedir. Giriş kapısının üzerinde 1854 tarihi geçmektedir. Kilise ile birlikte bir şapel ve iki tane de dikili taş bulunmaktadır. Bu taşlar, mimarisi ve bezemesiyle dikkat çekip, XII. yy. dan sonra Selçuklu Prensi Nasurettin dönemiyle tarihlenen kitabeler taşırlar.

            KEFRENCİ TAPINAĞI

İlçenin Oğulveren Köyündedir. Bezemeleri önem taşımaktadır. Yapı İran özelliğine sahiptir.

            KÖTÜR KÖPRÜSÜ

Tuzla suyu ile Karasu'nun birleştiği yerdedir. Tümüyle yontma taştan olan yapının günümüzde sadece ayakları mevcuttur.

            OKLU BABA

İlçeye 20 km. uzaklıkta, Çadırkaya Beldesinde bir tepe üzerinde taşlarla kaldırılmış bir mezardır. Savaşta ok ile şehit düşmüş ermiş bir zattır.

            AĞ BABA

İlçeye l5 km. uzaklıkta Akyurt köyündedir. Ağaçlık ve sulu bir mesire yeridir. Kutsal sayılan bu yer halk tarafından ziyaret edilmekte ve kurban kesilmektedir.

 

ÜZÜMLÜ İLÇESİ

Nüfus

25.589

Yüzölçümü

410 km²

Rakım

1205 m

         Şehir merkezinden uzaklığı

23 km

 

Önceleri, İl merkezine bağlı kasaba iken, 1987 yılında çıkarılan kanunla, ilçe merkezi olmuştur. İlçe, adını yetiştirdiği siyah üzümden almıştır.

ŞEYH KARPUZ MAĞARASI

Üzümlü köy tepesinde, 4-5 m² büyüklüğünde ve 3 m. yüksekliğinde, halkın ziyaret yeri olarak kabul ettikleri bir mağaradır. Mağaranın içerisindeki taş duvarlarda çizgiler ve mum koymak için yapılmış oyuklar mevcuttur.

Efsaneye göre mağarada, kış mevsimi etrafın karla örtülü olduğu bir zamanda yemyeşil dallar arasında bir karpuzun çıktığı görülmüş. Kış ortası büyük bir karpuzun yetiştiğine hayret eden köylüler, buranın büyük bir velinin türbesi olduğunu düşünmüşler.

Yine efsaneye göre, Rus işgali sırasında, tepeye doğru Rus askerlerinin çıktığı biliniyormuş. Bu sırada Şeyh Karpuz ziyaretinden bir el silah atışı yapılmış. Bu atışı duyan köylüler, Rus askerlerini çevirerek köye girmelerini engellemişler.

            MESIRE ALANLARI

            ÇERMİK MESİRE ALANI

Üzümlü ilçesi Karakaya Beldesindeki Çermik Mesire alanı tabi güzelliğe sahip, soğuk suları, yeşilliği ve yerden kaynayan kaynarca adı verilen şifalı suları ile görülmeye değer yerlerdendir. Mesire alanında, alabalık yetiştirme göletleri vardır.

Her yıl Mayıs ayının 20'sinde, burada Kaynarca şenlikleri düzenlenmektedir.

Çermik mesiresi, özellikle hafta sonlarında, halkımızın tercih ettiği, doğa güzelliklerinden ve kaynak sularından faydalandığı bir mesire yeridir.

HIDIRELLEZ GÖLÜ 

İlçenin, Çadırtepe köyünün kuzeyindedir. Bol kaynak suları mevcuttur.  

BAYIRBAĞ DEĞİRMENÖNÜ MESİRE YERİ

         Üzümlü ilçesi Bayırbağ Beldesinde bulunan Değirmenönü mesire alanı, Pahnik Çayı çevresinde, bol ağaçlık ve yeşilliği ile zengin bir doğa örtüsüne sahip olan bir mesire yeridir. Mesire alanının altyapı çalışmalarının büyük bir bölümü tamamlanmış durumdadır.

         Özellikle yaz aylarında, hafta sonu sessiz, sakin, doğa ile başbaşa olmak isteyenlerintercih ettikleri yerlerdendir.